Sosyalleşme ve Eğitim
İnsanlar tüm varlıkların içinde toplu halde yaşaması olmazsa olmaz olan yegane varlıktır denilebilir. İnsanlar aslında fiziksel özellikler açısından diğer canlılar arasında en zayıf olan varlıktır. Bir aslan yavrusu çok kısa sürede ayağa kalkıp avlanmaya başlarken insan yavrusu için bu sürenin ne kadar uzun olduğu bilinmektedir. İnsanoğlunun bu acziyeti onu toplu yaşamak zorunda bırakmaktadır. Bu anlamda toplu yaşama ya da sosyalleşme önemli yer tutmaktadır. Bu yazıda sosyalleşme ve eğitim konusu tartışılmaktadır.
Neden Sosyalleşme?
İnsanlar yaşamı kolaylaştırmak için birbirlerinin yardımlarına sürekli ihtiyaç duymuşlardır. İhtiyaçlar kaçınılmaz olunca beraber aynı çevrede ortak kültür oluşturarak yaşamak daha kolay hale gelmiştir. İnsanların bir arada yaşamlarının getirdiği güzellikler yanında sorumlulukları da ortaya çıkmıştır.
İnsanlar topluluk oluşturmuşlar sonrada toplum içinde yaşamı devam ettirmişler ve sosyalleşme bilinci gelişmiştir.
Sosyalleşme Kuralları Gerektirir
Sosyalleşme belli kuralları ve yaptırımları gerektirir. Herkes dilediği gibi davranamaz, topluma karşı herkesin ortak sorumlulukları vardır. Sosyalleşme en belirgin şekilde yerleşim birimlerinde olgunlaşır, özellikle şehirlerde sosyalleşme olgunluk kazanır.
SOSYALLEŞME, EĞİTİM VE YAPILANDIRICI ÖĞRENME
(YAPISALCI, OLUŞTURMACI, İNŞAACI, C ONSTRUCTİVİST)
Sosyalleşme insanın içinde yaşadığı topluma uyum sağlaması, toplumla bütünleşmesi ya da özdeşleşmesidir. Doğuştan psikolojik bir varlık olan insan, zamanla sosyal bir varlık haline gelir. İşte sosyalleşme, insanın psikolojik varlıktan sosyal varlığa doğru geçişini meydana getiren bir dizi süreçler toplamıdır. İnsanı “ben” olarak düşünürsek, bunun “biz” olan topluluk haline getirmek sosyalleşmedir. Bu açıklama çerçevesinde sosyalleşmenin değişik birtakım tanımları verilebilir;
• Bireyin belirli bir grup veya topluluğa katılarak, o grubun yaşama tarzını öğrenmesidir.
• Bireylerin kendi aralarında, ferdin grupla, grupların kendi aralarındaki ilişkiler ve etkileşimi sırasında bazı davranış kalıplarının öğrenilmesidir.
• Toplumun değerlerini, normlarını, beklentilerini önce öğrenip daha sonra kişiliğinin bir parçası haline getiren bireylerin, topluma mal olması sürecidir.
• Sosyalleşme çocuğun ve gencin belirli amaçlar doğrultusunda, bazen serbestçe, bazen de plânlı ve programlı bir şekilde eğitilmesidir.
Sosyalleşme aynı zamanda toplumun kültürünü öğrenmektir. Toplumun kültürünü öğrenenler ise yetişmekte olan fertlerdir. Aile, okul, eğitim kurumları, sosyal kurum ve kuruluşlar kültürü aktarmaktan sorumlu toplumsal ögelerdir .
Yukarıda belirtildiği gibi sosyalleşme fertlerin toplum hayatına uyumudur. Ancak sosyalleşmede birey toplumsal bir varlık olurken, toplumun tüm ürettiklerini sorgulamadan direkt tekrarlaması beklenmez. Direkt tekrar taklidi doğurur ki bu da tek tip insanlar kümesinden başka hiçbir şeydir. Bu tip toplumlarda araştıran, sorgulayan, muhakeme kabiliyeti gelişmiş, bilimsel düşünen, üretici bireyler yetişmez. Bu sakıncayı ortadan kaldırmanın yolu eğitim ve öğretimden geçer. Eğitim ve öğretim ise öğrencilere sadece davranış kazandıran ve salt bilgi ezberinden uzak uygulamalarla geleceğin büyüklerine yol gösterici olmalıdır.
MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü 1998'den bu tarafa uyguladığı Liselere Giriş Sınavları Sosyal Bilgiler sorularında öğrencilerde salt bilgiyi ölçmemiştir. Öğrencilerin bilgilerini bilişsel sınıflamanın daha ileri düzeyleri olan kavrama, uygulama ve analiz basamaklarından seçmiş, bu yöntemle yorum kabiliyeti yüksek, geniş düşünen ve olaylar arasında bağlantı kurabilen bireyler yetiştirilmesini istemiştir. Bu uygulamanın dışında MEB Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı, AR-GE çalışmaları sonucunda daha çok yapılandırıcı öğrenimi eksen alan Öğrenci Merkezli Eğitim Uygulama Modeli'ni geliştirmiş ve 2003 yılında yayımlamıştır. MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı bu yaklaşıma paralel olarak ilk ve orta öğretim müfredat programlarını 2003 yılından başlayarak geliştirmeye ve değiştirmeye başlamıştır. 2004 kamuoyuna sunulan ilköğretim 1–5 müfredat programları ile eğitim sistemimiz davranışçı yaklaşımdan, yapılandırıcı yaklaşıma dönüştürülmeye başlanmıştır.
Yapılandırıcı, yapısalcı ya da oluşturmacı öğrenme ( constructivist ) olarak bilinen yaklaşımda, öğrencilerin daha önceki deneyimlerinden ve önbilgilerinden yararlanarak yeni karşılaştıkları durumlara anlam verebilecekleri savunulmaktadır.
Oluşturmacı öğrenme yaklaşımına göre bilgi pasif olarak alınamaz. Kişi, yeni bir bilgi aldığında onu kendisinde önceden var olan bilgileriyle karşılaştırdıktan ve süzgeçten geçirir. Yani, önceden var olan bilgilerin kapsam ve niteliklerini değiştirir ve yeni edinilen deneyimlerin gerektirdiklerine uygun davranır. Kişilerin önceki bilgileri aynı olmadığından dolayı yeni alınan bilgi kişiler tarafından farklı özümsenmiş olur. Öğrencinin veya bireyin herhangi bir anda sahip olduğu bilgi birikimi yeni bir bilgiye veya uyarımlara cevap vermede çok önemlidir. Öğrenci kendine özgü olarak bilgiyi oluşturur. Bu süreç öğrenciyi aktif kılar.
Bu öğrenme yaklaşımında öğretmenin rolü, öğrencilerin zihinsel yapılarının oluşmasına rehberlik yapmak ve anlama kabiliyetlerinin gelişmesine uygun öğrenme etkinliklerini düzenlemektir. Öğretmen, öğrencinin dikkatini çekmek amacıyla bilgiyi kavramsal problemler ve sorular çevresinde organize eder. Öğretmen öğrencilerin yeni görüşler oluşturmalarında ve bu görüşlerini daha önceki bilgilerine bağlamalarında yardımcı olur. Öğretmen öğrenci dikkatini geniş kavramlar üzerinde yoğunlaştırır daha sonra bu geniş kavramlar parçalara bölünür. Etkinlikler, öğrenci merkezlidir. Öğrenciler kendi sorularını sormaya, kendi deneylerini yapmaya ve kendi sonuçlarına varmaya özendirilir. Böylece öğrenciler kendi öğrenmelerini kendileri oluştururlar.
Yeni öğretim programlara giren bu yaklaşımın başarılı olması için programı destekleyen nitelikli kitaplar yazılmalı, yeni materyaller geliştirilmelidir. Ayrıca uygulama boyutunda olan öğretmenlere, programın felsefesini iyi aktarılmalıdır.
Kaynaklar:
İnsanlar tüm varlıkların içinde toplu halde yaşaması olmazsa olmaz olan yegane varlıktır denilebilir. İnsanlar aslında fiziksel özellikler açısından diğer canlılar arasında en zayıf olan varlıktır. Bir aslan yavrusu çok kısa sürede ayağa kalkıp avlanmaya başlarken insan yavrusu için bu sürenin ne kadar uzun olduğu bilinmektedir. İnsanoğlunun bu acziyeti onu toplu yaşamak zorunda bırakmaktadır. Bu anlamda toplu yaşama ya da sosyalleşme önemli yer tutmaktadır. Bu yazıda sosyalleşme ve eğitim konusu tartışılmaktadır.
Neden Sosyalleşme?
İnsanlar yaşamı kolaylaştırmak için birbirlerinin yardımlarına sürekli ihtiyaç duymuşlardır. İhtiyaçlar kaçınılmaz olunca beraber aynı çevrede ortak kültür oluşturarak yaşamak daha kolay hale gelmiştir. İnsanların bir arada yaşamlarının getirdiği güzellikler yanında sorumlulukları da ortaya çıkmıştır.
İnsanlar topluluk oluşturmuşlar sonrada toplum içinde yaşamı devam ettirmişler ve sosyalleşme bilinci gelişmiştir.
Sosyalleşme Kuralları Gerektirir
Sosyalleşme belli kuralları ve yaptırımları gerektirir. Herkes dilediği gibi davranamaz, topluma karşı herkesin ortak sorumlulukları vardır. Sosyalleşme en belirgin şekilde yerleşim birimlerinde olgunlaşır, özellikle şehirlerde sosyalleşme olgunluk kazanır.
SOSYALLEŞME, EĞİTİM VE YAPILANDIRICI ÖĞRENME
(YAPISALCI, OLUŞTURMACI, İNŞAACI, C ONSTRUCTİVİST)
Sosyalleşme insanın içinde yaşadığı topluma uyum sağlaması, toplumla bütünleşmesi ya da özdeşleşmesidir. Doğuştan psikolojik bir varlık olan insan, zamanla sosyal bir varlık haline gelir. İşte sosyalleşme, insanın psikolojik varlıktan sosyal varlığa doğru geçişini meydana getiren bir dizi süreçler toplamıdır. İnsanı “ben” olarak düşünürsek, bunun “biz” olan topluluk haline getirmek sosyalleşmedir. Bu açıklama çerçevesinde sosyalleşmenin değişik birtakım tanımları verilebilir;
• Bireyin belirli bir grup veya topluluğa katılarak, o grubun yaşama tarzını öğrenmesidir.
• Bireylerin kendi aralarında, ferdin grupla, grupların kendi aralarındaki ilişkiler ve etkileşimi sırasında bazı davranış kalıplarının öğrenilmesidir.
• Toplumun değerlerini, normlarını, beklentilerini önce öğrenip daha sonra kişiliğinin bir parçası haline getiren bireylerin, topluma mal olması sürecidir.
• Sosyalleşme çocuğun ve gencin belirli amaçlar doğrultusunda, bazen serbestçe, bazen de plânlı ve programlı bir şekilde eğitilmesidir.
Sosyalleşme aynı zamanda toplumun kültürünü öğrenmektir. Toplumun kültürünü öğrenenler ise yetişmekte olan fertlerdir. Aile, okul, eğitim kurumları, sosyal kurum ve kuruluşlar kültürü aktarmaktan sorumlu toplumsal ögelerdir .
Yukarıda belirtildiği gibi sosyalleşme fertlerin toplum hayatına uyumudur. Ancak sosyalleşmede birey toplumsal bir varlık olurken, toplumun tüm ürettiklerini sorgulamadan direkt tekrarlaması beklenmez. Direkt tekrar taklidi doğurur ki bu da tek tip insanlar kümesinden başka hiçbir şeydir. Bu tip toplumlarda araştıran, sorgulayan, muhakeme kabiliyeti gelişmiş, bilimsel düşünen, üretici bireyler yetişmez. Bu sakıncayı ortadan kaldırmanın yolu eğitim ve öğretimden geçer. Eğitim ve öğretim ise öğrencilere sadece davranış kazandıran ve salt bilgi ezberinden uzak uygulamalarla geleceğin büyüklerine yol gösterici olmalıdır.
MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü 1998'den bu tarafa uyguladığı Liselere Giriş Sınavları Sosyal Bilgiler sorularında öğrencilerde salt bilgiyi ölçmemiştir. Öğrencilerin bilgilerini bilişsel sınıflamanın daha ileri düzeyleri olan kavrama, uygulama ve analiz basamaklarından seçmiş, bu yöntemle yorum kabiliyeti yüksek, geniş düşünen ve olaylar arasında bağlantı kurabilen bireyler yetiştirilmesini istemiştir. Bu uygulamanın dışında MEB Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı, AR-GE çalışmaları sonucunda daha çok yapılandırıcı öğrenimi eksen alan Öğrenci Merkezli Eğitim Uygulama Modeli'ni geliştirmiş ve 2003 yılında yayımlamıştır. MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı bu yaklaşıma paralel olarak ilk ve orta öğretim müfredat programlarını 2003 yılından başlayarak geliştirmeye ve değiştirmeye başlamıştır. 2004 kamuoyuna sunulan ilköğretim 1–5 müfredat programları ile eğitim sistemimiz davranışçı yaklaşımdan, yapılandırıcı yaklaşıma dönüştürülmeye başlanmıştır.
Yapılandırıcı, yapısalcı ya da oluşturmacı öğrenme ( constructivist ) olarak bilinen yaklaşımda, öğrencilerin daha önceki deneyimlerinden ve önbilgilerinden yararlanarak yeni karşılaştıkları durumlara anlam verebilecekleri savunulmaktadır.
Oluşturmacı öğrenme yaklaşımına göre bilgi pasif olarak alınamaz. Kişi, yeni bir bilgi aldığında onu kendisinde önceden var olan bilgileriyle karşılaştırdıktan ve süzgeçten geçirir. Yani, önceden var olan bilgilerin kapsam ve niteliklerini değiştirir ve yeni edinilen deneyimlerin gerektirdiklerine uygun davranır. Kişilerin önceki bilgileri aynı olmadığından dolayı yeni alınan bilgi kişiler tarafından farklı özümsenmiş olur. Öğrencinin veya bireyin herhangi bir anda sahip olduğu bilgi birikimi yeni bir bilgiye veya uyarımlara cevap vermede çok önemlidir. Öğrenci kendine özgü olarak bilgiyi oluşturur. Bu süreç öğrenciyi aktif kılar.
Bu öğrenme yaklaşımında öğretmenin rolü, öğrencilerin zihinsel yapılarının oluşmasına rehberlik yapmak ve anlama kabiliyetlerinin gelişmesine uygun öğrenme etkinliklerini düzenlemektir. Öğretmen, öğrencinin dikkatini çekmek amacıyla bilgiyi kavramsal problemler ve sorular çevresinde organize eder. Öğretmen öğrencilerin yeni görüşler oluşturmalarında ve bu görüşlerini daha önceki bilgilerine bağlamalarında yardımcı olur. Öğretmen öğrenci dikkatini geniş kavramlar üzerinde yoğunlaştırır daha sonra bu geniş kavramlar parçalara bölünür. Etkinlikler, öğrenci merkezlidir. Öğrenciler kendi sorularını sormaya, kendi deneylerini yapmaya ve kendi sonuçlarına varmaya özendirilir. Böylece öğrenciler kendi öğrenmelerini kendileri oluştururlar.
Yeni öğretim programlara giren bu yaklaşımın başarılı olması için programı destekleyen nitelikli kitaplar yazılmalı, yeni materyaller geliştirilmelidir. Ayrıca uygulama boyutunda olan öğretmenlere, programın felsefesini iyi aktarılmalıdır.
Kaynaklar:
- İbn-i Haldun, Mukaddime
- Ahmet Derviş, Sosyalleşme ve Eğitim (Orijinal Yazı)

0 yorum:
Yorum Gönder